Tapınak Şövalyeleri Templarlardan günümüze gelenler


emplar şövalyeleri Kıbrıs’ı sadece bir yıl kadar yönettiler. Ancak ada Guy de Lüzinyan’a devredildikten sonra da birkaç bölgede varlıklarını sürdürmeye devam ettiler. Bizlere Templos köyünün ve Kumandarya şarabının adlarını miras bırakıp göçüp gittiler.


Filistin’de varlıklarını uzun yıllar sürdürmeyi başardılar. Avrupa kralları ve Papa’nın baskısı altında kaldıkları zamanlar başka tarikatlara katılıp yok olmaktan kurtuldular. Müslümanlar Haçlıları ve bu arada Templarları Filistin’den kovunca Rodos adasına yerleştiler. Kanuni Sultan Süleyman gelip onları oradan da kovunca gidip Malta’ya yerleştler. Malta’da St. John Şövalyeleri olarak bilinirler ve izleri orada bugün de bariz bir şekilde görülebilir.

Templar tarikatının zenginliği başlarını yedi. Fransa kralına o kadar borç verdiler ki kral borcunu ödeyemez oldu. O da ödemenin başka bir yolunu buldu. Ele geçirebildiklerini yakmaya başladı. Bu sayede onların ruhlarını da kurtarmış oluyordu. Fransa kralının yaptığı baskılar sonucu Papa V. Clement, 1312 yılında tarikatı lağvetti. Templar üyeleri öteki tarikatlara katılmak zorunda kaldılar.


Öyle anlaşılıyor ki Filistin’de bulundukları süre içinde Müslümanlarla en iyi geçinen tarikatlardan biri Tapınak Şövalyeleri Templarlar idi. En azından vakanüvis emir Üsame’nin yazdıklarından bu sonucu çıkarabiliriz. İyi bir gözlemci olan Üsame, Şam Emiri’nin kardeşi oğluydu. Haçlılar konusunda öylesine uzmanlaşmıştı ki Müslümanlar bu konularda ona sıkça danışma ihtiyacı duyuyorlardı. (Amin Maalouf, “Arapların Gözünden Haşlı Seferleri” adlı kitabında Üsame’den bol bol yararlanır.)


Üsame, Templarlardan “dostlarım” diye söz ediyor. Haçlılar yönetiminde bulunan Kudüs’te başından geçen bir olayı şöyle anlatır:


“Kudüs’ü ziyaret ettiğimde Mescid-ül-Aksa’ya gitmeyi alışkanlık haline getirmiştim. Tapınak Şövalyelerinden (Templarlar) dostlarımın yeri orasıydı. Mescid-ül-Aksa’nın bir kenarındaki küçük bir bölmeye Frenkler bir kilise kurmuştu. Tapınak Şövalyeleri bu yeri, namaz kılabilmem için bana ayırıyorlardı. Bir gün içeri girdim ‘Allahü ekber’ dedim ve tam namaz kılmaya başlayacaktım ki bir Frenk üzerime atıldı, beni yakalayıp yüzümü doğuya çevirdi ve ‘İşte böyle ibadet edilir’ dedi. Tapınak Şövalyeleri hemen koşup onu benden uzaklaştırdılar. Ben de namazıma döndüm, ama bu adam bir anlık dikkatsizlikten istifade edip yeniden üstüme atladı, yüzümü doğuya çevirdi ve ‘İşte böyle ibadet edilir’ diye yineledi. Tapınak Şövalyeleri yine müdahale ettiler, onu uzaklaştırıp benden özür dilediler: ‘O bir yabancı. Frenk diyarından yeni geldi ve doğuya dönmeden ibadet eden birini daha önce hiç görmemişti’ dediler. … Yüzümü Mekke’ye dönüp namaz kılmama böylesine öfkelenen iblisin tavrından şaşkına dönmüş bir halde oradan çıktım.”


“Frenklerin içinde, gelip bizim aramıza yerleşenler ve Müslüman toplumu içinde yetişenler olduğunu görüyoruz” diyor Üsame. Yani bize bakarak uygarlaşıyorlar diyor Üsame. Zamanlar değişti. Şimdilerde aynı şeyleri Hristiyanlar, Müslümanlar için söylüyor, ne yazık ki.


Müslümanların arasına karışmayan şövalheler, barbarlıklarına devam ediyorlardı. Üsame, Haçlıların adalet anlayışını da şiddetle eleştirir ve bunun “çok kaba” olduğunu vurgular. Adalet dağıtımında Frenklerin sıkça baş vurdukları “Takdir-i İlâhi” anlayışını anlamakta güçlük çeker. Frenklerin bu alandaki kabalığını izah etmek için şahit olduğu şu olayı anlatır:


“Ortaya içi su dolu, kocaman bir fıçı kondu. Kendisinden kuşkulanılan genç adam sımsıkı bağlandı, koltuklarından iple asıldı ve fıçının içine atıldı. ‘Eğer masumsa suya gömülür ve onu bu iple çekeriz’ diyorlardı, ‘Eğer suçluysa asla suya gömülemez’. Zavallı adam fıçının içine atılınca dibe kadar inmek için elinden geleni yaptı, ama başarılı olamadı ve onların kanununun sonuçlarına katlanmak zorunda kaldı. Allah belâlarını versin! O zaman kızgın gümüş bir şişle gözleri bağlanıp kör edildi.”


Üsame’nin yaşadığı 12. yüzyılda ister bilimsel ister teknik alanda Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında bir uçurum vardı. Üsame, Haçlıların oyunlarını bile kaba buluyordu. Bir gözlemini şöyle anlatır:


“Frenklerin bayramlarundan birini kutladıkları bir gün Taberiye’deydim. Şövalyeler bir kargı oyunu oynamak üzere şehirden dışarı çıkmışlardı. Yanlarında tiridi çıkmış iki ihtiyar kadını da sürükleyerek getirip hipodromun bir ucuna yerleştirmişler, diğer ucunda ise bir domuzu kayaya asmışlardı. O zaman şövalyeler iki ihtiyar arasında bir yürüme yarışı düzenlediler. Her biri yolunu kapayan bir atlı grubuyla birlikte ilerliyordu. Attıkları her adımda düşüyor, sonra kahkahadan kırılan seyircilerin ortasında yeniden ayağa kalkıyorlardı. Sonunda yaşlı kadınlardan biri birinci oldu ve zaferinin ödülü olarak domuzu aldı.”


Üsame gibi alim bir emirin bu türden kaba şakaları beğenip onaylaması mümkün değildi. Bu adam günümüzde yaşasaydı ve Müslümanların neler söylediklerini, neler yaptıklarını görseydi acaba ne derdi?


Hiç de hoş şeyler söylemezdi herhalde. Ört ki ölem!

5 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör